“Cizvit” Papa

Bugünkü papa, papalık tarihinin sanıyorum ikinci “cizvit” kökenli papasıdır. Cizvitler, ya da kendilerine yakıştırdıkları isimle, “İsa’nın askerleri”, hıristiyan geleneği içinde kolonyalist, emperyalist hedefleri  meşru gören, emperyalist kapitalizmin genişlemesini hırsitiyanlığın çıkarları bakımından olumlayan bir öğreti etrafında oluşturulmuş bir tarikatın mensuplarıdır.

Kolonyalizm tarihi ve tabii bu arada anglo-amerikan emperyalizminin protipi olarak görülebilecek “Doğu Hindistan Kumpanyası” (1) (East-India Company, bu kumpanyadan “Amerikan Yüzyılı Sönerken” başlıklı yazımda söz ediyorum) tarihi de “cizvitler” ya da “İsa’nın askerleri” nin rollerine değinilmeden yazılamaz.

Bu papanın böyle bir dünya konjonktüründe papa seçilmiş olması tesadüf olmasa gerektir(2). Modern zamanlarda, din adına savaşmayı, hıristiyanlığın çıkarları için  insan öldürmeyi açıkça vazeden başka bir hıristiyan doktrini yoktur. Hiç tereddüt etmeden “neo-con hıristiyanlığı” da diyebiliriz. Batı emperyalizminin yükselme devrinde, Osmanlı’nın erken genişleme dönemindeki “kolonizatör dervişler” gibi bir rol oynamışlardır.

Mesela Çin’de, en az 25 milyon insanın hayatına mal olan mesiyanik görünümlü Taiping Ayaklanması’nın patlak vermesinde, İncil’i Çinceye çevirip, propagandasını yapan, direnişle karşılaştıklarında zor kullanan söz konusu kumpanyanın hizmetindeki bu “kolonizatör” misyonerlerin önemli bir rolü vardır.

Bu zamanda, kolonyalizmi, emperyalizmi bu kadar açık bir şekilde olumlayan başka bir dinsel anlayış var mıdır, bilmiyorum.

Eğer, kırımlar, katliamlar soykırım olarak kabul edilecekse, hıristiyanlığın , kolonyalizmin, emperyalizmin tarihi, bugün kesintisiz devam eden tarihi de soykırımlar tarihi olarak görülmek gerekmez mi?

Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, bugünlerde Yemen’de yapılan katliamlardan, kırımlardan kim sorumlu? Papa onların lafını neden etmiyor? Kurbanların büyük bir kısmı hıristiyan olmadıkları için mi? Sadece Suriye’de, mesela, hıristiyan Suriye yurttaşları emperyalistlerin paralı “müslüman askerleri” tarafından esir alındıklarında, katlediklerinde sınırlı bir tepki veriyor.

Artık şunu göreceğiz, bugün hıristiyanlık, müslümanlık, yahudilik uluslararası sermaye ağlarıyla iç içe geçmiştir. Sermaye ağlarının hizmetindedir. Kapitalizm, kendisini din haline getirirken, dinleri de kapitalistleştirmiştir. Emperyal çıkarlarının aracı, aleti haline getirmiştir.

Bir de, emperyalizmin her zaman enformatik mücadeleye büyük bir önem vermiş olduğunu hatırlatmak isterim. Bu uğurda sürekli olarak başvurduğu bir yöntem, kendi suçlarını başkalarının üzerine yıkmaktır.

Bir şey daha söyleyeyim, dünya tarihinde savaşlar çoktur. Ancak büyük dünya savaşları da dahil en büyük vahşet ve can kaybıyla sonuçlanmış savaşlar, din savaşları olmuştur. Bu savaşlarda da özellikle cizvitler, Protestanlığa karşı mücadele amacıyla kurulmuş olan tarikat, kendisini kapitalizmin genişleme ihtiyacına paralel bir şekilde giderek kolonyal ihtiyaçlara adapte ediyor(3).  Erken döneminde, İspanya ve Britanya arasındaki kolonyal hegemonya mücadelesinde (Bu mücadele içinde Britanya katolisizmden kopuyor) İspanya’nın aleti gibi hareket ediyor. Ancak Britanya’nın hegemonik güç olmasıyla onun çıkarlarıyla da uzlaşıyor.

NOTLAR:

(1) Doğu Hindistan Kumpanyası’nı kısaca tanıtmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Bu şirket 1600 yılında 125 ortaklı olarak, 72 bin poundluk bir sermayeyle İngiltere’de kuruluyor. Hindistan’dan ticari ayrıcalıklar alıyor. Zaten şirketin başında da Hindistan Valisi bulunuyor.  1640’da enformatik, askeri ve idari  işlevler de yükleniyor. Kolonileştirilecek yeni coğrafyalarla ilgili olarak keşif, etüd, planlama çalışmaları yapıyor. Bu arada şirketin Britanya’da parlamento üzerinde hayli etkili bir lobisi olduğunu da belirtmek gerekiyor. 18yy’a gelindiğinde otonomisi ve etkisi giderek artıyor. Britanya devletinin emperyal çıkarları bakımından  önemi büyüyor.

Bu arada şirket Amerika ile de ticaretini geliştiriyor. Tekelci eğilimleri yüzünden Amerikalılar tarafından sık sık protesto ediliyor. Nitekim, Amerika’da 1773 yılında şirketin çay ve şeker üzerindeki tekelini, İngiliz idaresinin koymuş olduğu ağır vergileri protesto eden Amerikalılar, Boston’da limanda bulunan İngiliz ticari gemilerindeki çay ve şekerleri denize dökerek ünlü Boston Çay Partisi eylemini gerçekleştiriyorlar. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı bu eylemin tetiklemiş olduğunu söyleyebiliriz. Amerika demişken, şirketin Afrika’dan Amerika’ya yapılan köle ticaretinde de önemli bir yeri var.

Şirket bundan başka, Çin’de satmak için Hindistan ve Afganistan’da uyuşturucu ekimi yapıyor. 1711’de aralarında uyuşturucunun en önemli yeri tuttuğu ürünlerini pazarlamak, satmak, Çin çayını pazarlama imtiyazını genişletmek için Çin’de bir ofis açıyor. Bu ofis kanalıyla Çin çayının karşılığını önceleri gümüşle öderken sonradan çay karşılığında uyuşturucu vermeye başlıyor.

Çin hükümeti uyuşturucu ticaretini yasaklıyor. Bu yasağa rağmen şirket, sıkı yasağın başladığı yıl olan 1799’dan itibaren ve izleyen yıllarda, her yıl  900 ila 1000 tondan az olmamak üzere Çin’e (özellikle) çay karşılığı uyuşturucu satmaya devam ediyor. Çin hükümeti bu kaçakçılığı önlemede kararlı davranınca, şirketin talebiyle Çin’e karşı askeri girişimlerde bulunuluyor. Tehditler, şantajlar, provokasyonlar para etmeyince, Britanya hükümeti Çin’e karşı Afyon Savaşı’nı başlatıyor(1857). Şirket açık faaliyetlerini, Afrika’yı da kapsamına alarak 1874’e kadar sürdürüyor.

Şirketin tarihi içinde çalışanları arasında epey tanıdık tip var: Mesela şimdi hemen aklıma gelenler, papaz Malthus, A.Smith, Ricardo,J.S.Mill. Kolonyalist filozof John Locke da şirket hisselerine para yatırmıştı (Solcu bir portalda bu yakınlarda, bir yazar, ülkemizdeki vahşi kapitalizmden yakınıyor, bunun sebebini bizde aydınlanma fikrinin gelişmemiş olmasına, özellikle de bir John Locke’umuzun bulunmamasına bağlıyor. Locke kolonyalizmi, köleciliği olumlayan bir aydınlanmacıydı. Yükselme devrinde burjuvazinin fikirlerine tercüman olan Aydınlanma yekpare bir filozofik konuma tekabül etmiyor. )

2) Bu yazıyı yazdıktan bir süre sonra Prof Michel Choussudovsky’nin internet ortamında bir konuşmasını dinledim. Şimdiki Arjantinli papa Francis’in 1976-1983 yılları arasında askeri cuntanın solculara yönelik katliamlarını destekleyip, o katliamlara katılan  Arjantin İsa Derneği’nin bir mensubu olduğunu açıklıyor.

Şimdiki papa Francis’in L.Amerika’lı olması da tesadüf olmayabilir. ABD, şimdilik L.Amerika’ya doğrudan müdahale etmiyor. Ancak L.Amerika’da ilerici güçlerin mevzi kazanmasından duyduğu rahatsızlık da açıktır. Hatırlarsak, SSCB’nin son döneminde onun çözülmesine dıştan katkı yapmış önemli bir sorun olan “Polonya sorunu” imal edileceği sırada Polonya kökenli  Jean Paul II papa yapılmıştı.

(3) Tarikat eski bir asker olan Loyolalı İgnatius ve arkadaşları tarafından 1540’da kuruldu. İlk başlarda Asya’da zor yoluyla hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulundu. Bu zor yöntemleri Vatikan tarafından başarılı bulununca, tarikat Papalık tarafından kabul gördü, tanındı.   Masonik bir örgütsel yapıya sahipti. Krallar dahil hiç bir laik otoriteye hesap verme yükümlülükleri yoktu. Doğrudan papaya bağlı idiler. Sadece ondan talimat alabilirlerdi. 1600’de Doğu Hindistan Kumpanyası’nın kurulup, ilk etapta Asya’da faaliyet göstermesiyle birlikte, Cizvitler de Asya’da, özellikle de Çin’de, bu şirketin sayesinde daha rahat faaliyet gösteriyorlar. Loyola’nın farklı ülkeler için farklı hristiyanlaştırma yöntemlerinin olduğu biliniyor. Mesela, Japonya’da misyonerlik çabaları öncelikle yönetici elit arasında başlatılıyor, sonra da bu elitlerin misafirleri olarak onların desteğiyle, Japonya’da daha etkili çalışma olanağı buluyorlardı.  Ignatius, papa tarafından 1622’de “aziz” ilan edildi.

Tweetle

Bir cevap yazın